Erken Meslek Hayatı, 1905-1914
Şam'da staj ve İttihat ve Terakki Cemiyeti
1905-1907 yılları arasında Şam'da Lütfi Müfit Bey (Özdeş) ile birlikte 5.Ordu emrinde görev yaptı. 1906 Ekim ayında Binbaşı Lütfi Bey, Dr. Mahmut Bey, Lüfti Müfit Bey ve askerî tabip Mustafa Bey (Cantekin) ile birlikte 'Vatan ve Hürriyet' adlı bir cemiyeti kurduktan sonra ordu'dan izinsiz Selânik'e gitti. Selânik Merkez Komutan Muavini Yüzbaşı Cemil Bey
(Uybadın)'in yardımıyla karaya çıktı ve orda cemiyetinin şubesini açtı.
Bir süre sonra arandığını öğrendi ve ona ağabeylik yapan Albay Hasan
Bey, Yafa'ya dönüp oranın komutanı Ahmet Bey'e Mısır sınırında Bîrüssebi'ye gönderildiğini birdirmesini önerdi. Ahmet Bey de Mustafa Kemal Bey'i Bîrüssebi'ye tayin etti ve bir süre sonra topçu staj için tekrar Şam'a gönderildi.[10] 20 Haziran 1907'de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu ve 13 Ekim 1907'de 3.Ordu'ya atandı.[6] Ancak Selânik'e vardığında 'Vatan ve Hürriyet'in şubesinin İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne ilhak edildiğini öğrendi. Bu yüzden kendisi de 1908 Şubat ayında İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne üye oldu (Üye numarası: 322)[11]. 22 Haziran 1908'de Rumeli Doğu Bölgesi Demiryolları Müfettişliğine atandı.[6] Bu siyasi görevin yanı sıra bölge halkının güvenliği ile de ilgilendi. Kentin dışında yapılan bir savaş tatbikatında Bingazi
garnizonuna önderlik ederek askerlere modern taktikler öğretti. Bu
tatbikat süresince isyancı bir şeyhin evini sararak bölgede sistem
karşıtı başka güçlü kişilere örnek olması amacıyla onu kontrol altına
aldı. Ayrıca hem kentli, hem de kırsal bölge insanlarını korumak için
bir yedek asker ordusu planlamaya başladı.[12]
Hareket Ordusu (1909)
Picardie Manevralarına katlan davetli gözlemci subayları arasında
(Sağdan dördüncü: Mustafa Kemal Bey, Fransız Albay Hirschauer'un açıklamasını dinlerken)
13 Ocak 1909'da 3.Ordu'ya bağlı Selânik Redif Fırkası'nın Kurmay Başkanı oldu ve 13 Nisan 1909'da Meşrutiyete karşı başlayan 31 Mart Hadisesi'ni bastırmak üzere Selânik ve Edirne'den yola çıkarak Mirliva Mahmut Şevket Paşa komutasında 19 Nisan 1909'da İstanbul'a girecek olan Hareket Ordusu'na bağlı birinci kademe birliklerinin kurmayı başkanı oldu. Daha sonra 3.Ordu Kurmaylık, 3.Ordu Subay Talimgâhı Komutanlık, 5.Kolordu Kurmaylık, 38.Piyade Alay Komutanlık görevlerinde bulundu.[6][13]
Mustafa Kemal Bey, dönüşünün ardından 27 Eylül 1911'de İstanbul'da Genelkurmay Karargâhında görev aldı.
Trablusgarp Savaşı, 1911-1912
Trablusgarp Savaşı'nda, Mustafa Kemal
İtalyanların Trablusgarp'a saldırısıyla 29 Eylül 1911'de başlayan Trablusgarp Savaşı'nda, Mustafa Kemal Bey de diğer İttihatçı arkadaşlarıyla birlikte 18 Ararlık 1911'de Bingazi'ye hareket etti. Bu arada 27 Kasım 1911'de Binbaşı oldu.[6] Tobruk yakınında küçük bir zaferi kazandıktan sonra 11 Mart 1912'de Derne Komutanlığına getirildi.
Balkan Savaşları, 1912-1913
Mustafa Kemal Bey Balkan Savaşı'nın patlak vermesiyle 24 Ekim 1912'de İstanbul'a hareket etti ve 24 Kasım 1912'de karahgâhı Bolayır'da bulunan Bahr-i Sefit Boğazı (Akdeniz Boğazı) Kuvayi Mürettebesi Harekât Şubesi Müdürlüğüne atandı. General Stilian Georgiev Kovachev komutasındaki Bulgar 4. Ordusu tarafından yenildi. Haziran 1913'de başlayan İkinci Balkan Savaşı'nda Dimetoka ve Edirne'ye girdi.
Atatürk; Sofya Ataşemiliteri iken, verilen kostümlü baloya yeniçeri
kıyafeti ile gitmiş ve etrafında derin bir hayranlık uyandırmıştır
Askerî Ataşe Dönemi, 1913-1914
27 Ekim 1913'te Sofya Askerî Ataşesi'ne atanarak yakın arkadaşı Sofya Sefiri (Elçisi) Fethi Bey (Okyar)'in altında çalıştı. Ek görev olarak Belgrat ve Çetine Askerî Ataşeliğini de yürüttü. Bu görevde iken 1 Mart 1914'te Kaymakam (Yarbay)lığa yükseldi.[6] Savaştan sonra Harbiye Nazırı General Kovachev'in kızı Dimitrina (Miti) Kovacheva'ya yanaşarak General'in de güvenini kazanmayı başardı.[14]
Mustafa Kemal Bey'in Sofya'ya geldiği günlerde Bulgar siyasi yaşamı çok hareketliydi. Sobranya (Bulgar Parlamentosu) için yapılan seçimler iktidardaki Radoslovov'un
partisi için başarısız geçmiş ve iktidar partisi parlamentoda sandalye
kaybetmişti. Kabine kurma görevinin, parlamentoda çoğunluğa sahip
olmamasına rağmen yeniden Radoslovov'a verilmesi gibi siyasi olaylar Atatürk'ü derinden etkilemiştir.[kaynak belirtilmeli]
Birinci Dünya Savaşında Hizmetleri, 1914-1918
- Daha çok bilgi için: Osmanlı Cephesi (Birinci Dünya Savaşı)
Askerî Ataşe görevi Ocak 1915'te sona erdi. Bu sırada 28 Temmuz 1914'de I.Dünya Savaşı başladı, 29 Ekim 1914'de Osmanlı Devleti de savaşa girdi. 20 Ocak 1915'de Mustafa Kemal Bey 3.Kolordu emrinde Tekfurdağı'nda kurulacak olan 19. Fırka Komutanlığına atandı.[6]
30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi
imzalandı ve ertesi gün öğle vaktinde yürürlüğe girdi. Mondros
Mütarekenamesi 19.maddesi gereğince, Yıldırım Orduları Grubu kumandanı
olan Liman von Sanders Paşa'nın görevden alınması üzerine "Fahri Yaver Hazreti Şehriyari" Mustafa Kemal Paşa bu göreve getirildi. Ancak 7 Kasım'da Yıldırım Orduları Grubu ile 7.Ordu lağvedildi.[15]
10 Kasım'da Yıldırım Kıt'aatının komutasını 2.Ordu Komutanı Nihat Paşa'ya bırakarak Adana'dan İstanbul'a hareket etti ve 13 Kasım'da İstanbul'a Haydarpaşa Garı'na ulaştı. Fethi Bey (Okyar) ile birlikte Ahmet İzzet Paşa (Furgaç) yanlısı ve Ahmet Tevfik Paşa (Okday) karşıtı bir tavrı koyan 'Minber' gazetesini çıkararak siyasi girişimlerde bulundu.
Milli Mücadele dönemi (1919 - 1923)
- Daha çok bilgi için: Türk Kurtuluş Savaşı
Örgütlenme Dönemi, Mayıs 1919 - Mart 1920
Mondros Mütarekesi'nden sonra Anadolu'da milisler (Kuvayı Milliye) şeklinde örgütlenen direniş hareketleri başladı. "Fahri Yaver Hazreti Şehriyari" Mustafa Kemal Paşa, Padişah VI.Mehmet (Vahdettin) tarafından olağanüstü yetkilerle donatılarak Vilayet-i Sitte (Altı Vilayet)'yi "Büyük Ermenistan" ve "Bağımsız Kürdistan" projelerinden korması için görevlendirildi. 19 Mayıs 1919'da Refet Bey (Bele), Kâzım Bey (Dirik), 'Ayıcı' Mehmet Arif Bey, Hüsrev Bey (Gerede)lerle beraber Samsun'a çıktı.
22 Haziran 1919'da Rauf Bey (Orbay), Kâzım Karabekir Paşa, Refet Bey (Bele) ve Ali Fuat Paşa (Cebesoy) ile birlikte Amasya'da yayımladığı genelgeyle "Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını" ilan etti. Kâzım Karabekir Paşa tarafından Erzurum'da toplanan Doğu İlleri Müdafaa-i Hukuk Kongresine (Erzurum Kongresi) katıldı. Kongre üyelerinin ısrarıyla Osmanlı ordusundan istifa etti ve Kongre başkanlığına seçildi[kaynak belirtilmeli]. 4 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasında Sivas Kongresi'ni toplayarak ulusal direnişi yönetecek olan siyasi yapılaşmayı kurdu. 27 Aralık 1919'da Ankara'da heyecanla karşılandı. Osmanlı Meclis-i Mebusan'ın Mart 1920'de işgal güçlerince basılması ve önde gelen vatanperverane mebusların tutuklanması üzerine 23 Nisan 1920'de Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılmasını sağladı. Erzurum mebusu sıfatıyla Meclis ve Hükûmet Başkanlığına seçildi. T.B.M.M., bir kurucu meclis gibi çalışarak Milli Mücadele'yi yürütecek olan Anadolu hükûmetinin altyapısını kurdu.
Hâkimiyetin sağlanması, Mart 1920 - Mart 1922
24 Mart 1923 tarihli
Time dergisinin kapağı
Başkumandan Mustafa Kemal Paşa Kocatepe'de.(26 Ağustos 1922)
Merkezi denetimden uzak bulunan Kuva-yı Milliye örgütleri
dağıtılarak düzenli bir ordu oluşturuldu. Milli Mücadele'nin en kanlı
çatışmaları, düzenli orduya katılmayı kabul etmeyen Kuva-yı Milliye gruplarına karşı verildi. (Bak. Çerkez Ethem Bey).
Ulusal direnişin yayılması ve Sevr Antlaşması'nın direnişle karşılaşması üzerine İtilaf Devletleri, Yunan ordusunu Anadolu'nun içlerine sürdü.[kaynak belirtilmeli] Yunan ordusu İsmet Bey kumandasındaki düzenli birliklerce I.İnönü (6-10 Ocak 1921) ve II. İnönü (23 Mart-1 Nisan 1921) Muharebelerinde geri çevrildi. Ancak Yunanlılarının Karahisar istikametinden büyük hücumunun yapılacağını tahmin edemeyerek Kütahya-Eskişehir (10-24 Temmuz) Muharebelerinde 4. Fırka Kumandanı Yarbay Mehmet Nâzım Bey'in şehit düşmesi gibi ağır şekilde mağlubiyete uğradı ve Sakarya nehrinin doğusuna çekilmek zorunda kaldı.
Kütahya-Eskişehir Muharebeleri sonrasında Büyük Millet Meclisi içinde iktidara yani Mustafa Kemal Paşa'ya karşı tepkiler artmaya başladı. Bu muhalefeti yöneltenler ordunun başına geçmesi için Mustafa Kemal Paşa'ya baskı yapmaya başladılar. Gerçek niyetleri ise O'nu Ankara'dan uzaklaştırmak ve Enver Paşa'nın iktidarını sağlamaktı.Mustafa Kemal Paşa,4 Ağustos 1921 günü Büyük Millet Meclisi'nde yaptığı konuşmayla başkumandan olmayı kabul ettiğini ancak başkumandanlığının faydalı olabilmesi için Meclis'in ordu ile ilgili yetkilerini üç ay süreyle kendisinde toplayacak bir kanun çıkartılması gerektiğini açıkladı.Paşa'nın başkumandanlığını isteyenlerin bu şekilde hayalleri suya düşürülmüş oldu.5 Ağustos 1921 günü oybirliği ile çıkartılan yasa ile Mustafa Kemal Paşa,TBMM Orduları Başkumandanlığı'na getirildi.[16]
Mustafa Kemal Paşa,Başkumandanlığa geçmesinin hemen ardından yayınladığı Tekalif-i Milliye Emirleri ile halkı ordunun donatılması için seferberliğe çağırdı.12 Ağustos'ta Polatlı'da teftiş yaparken attan düştü ve kaburga kemiği kırıldı. 23 Ağustos-13 Eylül 1921 tarihlerinde yapılan Sakarya Meydan Muharebesi'nde Yunan Ordusu'nun hücum gücü tükendi. Bu zaferden sonra 19 Eylül 1921'de Büyük Millet Meclisi Başkumandan Mustafa Kemal Paşa'ya Müşir rütbesi ve Gazi unvanı verdi.
Sakarya Zaferi'nden bir yıl sonra ,26 Ağustos 1921 sabaha karşı saat 5.30'da Afyon'un güneyinden başlayan topçu ateşiyle Büyük Millet Meclisi Orduları,Yunan kuvvetlerine karşı Büyük Taarruz'u başlattı. Yunan Cephesi bu taarruz ile yarıldı ve Dumlupınar Ovası'na atılan düşman kuvvetleri 30 Ağustos 1922 günü Dumlupınar Meydan Muharebesi sonucunda imha edildi. Bu muharebede Başkumandan Gazi Mustafa Kemal Paşa ordunun başında bizzat savaşa katıldığı için Dumlupınar Meydan Muharebesi,Başkumandanlık Meydan Savaşı olarak da anılmaktadır. 9 Eylül 1922'de İzmir'in kurtuluşu ve Yunan Ordusu'nun imha edilmesiyle "Büyük Zafer" kazanılmış oldu.
Barışın sağlanması
Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923'te İsviçre'nin Lausanne (Lozan) kentinde imzalanan Lozan Antlaşması'yla sonuçlandı. Bu antlaşma ile Sevr Antlaşması yürürlükten kalkmış, Türkiye Cumhuriyeti Lozan Antlaşması temelleri üzerine kurulmuştur.
Saltanatın Kaldırılması
Milli Mücadele sonrasında Türkiye'de iki başlı bir yönetim ortaya çıkmıştı.[kaynak belirtilmeli].
TBMM 1 Kasım 1922'de Osmanlı saltanatını lağvedip Vahdettin'i tahttan
indirerek İstanbul hükümetinin hukuki varlığına son verdi. 16 Ocak
1923'te İzmit Hünkâr Kasrı'nda İstanbul'dan gelen gazetecilerle mülakat yapıldığında Vakit başyazarı Ahmet Emin Bey (Yalman)'in Kürt meselesi hakkında sorusuna karşı 'Başlı başına bir Kürtlük tasavvur etmektense, bizim Teşkilat-ı Esasiye Kanunu gereğince zaten bir tür mahalli muhtariyetler teşekkül edecektir' diyerek Kürtlere özel statü tanımamak için ihtiyatlı davrandı[17].
Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanı, 29 Ekim 1923
8 Nisan 1923'te yayımlanan Dokuz Umde ile Gazi Mustafa Kemal yeni rejimin temelini oluşturacak olan Halk Fırkası'nın temellerini attı. Nisan ayında yapılan İkinci Meclis seçimlerine sadece Halk Fırkası'nın katılmasına izin verildi. Mebus adayları fırkanın genel başkanı sıfatıyla Gazi Mustafa Kemal tarafından belirlendi.
25 Ekim 1923 günü aynı anda hem Başbakanlık hem de İçişleri Bakanlığı görevlerini yürüten Fethi Bey,İçişleri Bakanlığını bıraktığını açıkladı. Aynı gün Meclis İkinci Başkanlığı görevini yapan Ali Fuat Paşa'da ordu müfettişliğine atandığı için görevinden ayrıldı. Bu iki boş koltuk için yapılan seçimleri Gazi Mustafa Kemal'e muhalif olan milletvekilleri kazandı. Meclis İkinci Başkanlığına Rauf Bey,İçişleri Bakanlığına Sabit Bey seçildiler. Bu durumdan hoşnut olmayan Gazi Mustafa Kemal,26 Ekim 1923'te Başbakan Fethi Bey'den "Erkan-ı Harbiye Umumiye Riyaseti Vekili" Fevzi Paşa'nın
dışında hükümetin istifa etmesini ve istifa edenlerin yeniden
seçilirlerse görevi kabul etmemesini istedi. Böylece bir hükümet krizi
yaratılmış oldu. Yeni bakanlar kurulu üyelerinin 29 Ekim günü seçileceği duyuruldu.
Bu gelişmeler üzerine "Cumhuriyet İlanı" ile işi kökünden çözmeye karar veren Gazi Mustafa Kemal 28 Ekim 1923 gecesi Çankaya'da İsmet Paşa
ve bazı kimseleri toplantıya çağırdı ve "Yarın Cumhuriyeti ilan
edeceğiz." diyerek kararını açıkladı. Misafirlerin ayrılmasından sonra İsmet Paşa'yı alıkoydu ve birlikte, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nda gerekli değişikliği sağlayacak önergeyi hazırladılar. 29 Ekim 1923 Pazartesi günü Halk Fırkası Meclis Grubunda, Bakanlar Kurulunun oluşturulması konusunda tartışıldı. Sorun çözülemeyince, Gazi Mustafa Kemal'den düşüncelerini açıklaması istendi. Gazi Mustafa Kemal,
bunalımdan çıkış yolunu Anayasanın değiştirilmesi zorunluluğu ile
açıkladı. Cumhuriyetin ilanını hedefleyen tasarıyı da grubun bilgisine
sundu. Tasarının parti grubunda kabulünden sonra aynı akşam saat
18.00'de TBMM Genel kurul toplantısı başladı. Anayasa Komisyonu'nun değişiklik ile ilgili rapor ve önergesi genel kurulun onayına sunuldu ve 29 Ekim 1923 Pazartesi akşamı saat 20.30'da milletvekillerinin alkışları ve "Yaşasın Cumhuriyet" sadâları ile Türkiye Cumhuriyeti ilan edildi. Hemen ardından geçilen cumhurbaşkanlığı seçiminde oylamaya katılan 158 milletvekilinin tamamının oyları ile Ankara milletvekili Gazi Mustafa Kemal,Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı seçildi.[18]
Cumhurbaşkanlığı Dönemi, 1923-1938
Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı
Gazi Mustafa Kemal Atatürk,
TBMM'den çıkarken (29 Ekim 1930
1924 Anayasası gereğince [19] TBMM 29 Ekim 1923'teki cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra üç defa daha (1927, 1931, 1935 yıllarında) Gazi Mustafa Kemal'i tekrar cumhurbaşkanlığına seçti. 1927'de kabul edilen CHF Tüzüğü ile Gazi Mustafa Kemal
partinin "değişmez genel başkanı" ilan edildi ve milletvekili
adaylarını seçme yetkisi, kaydı, hayatı boyunca kendisine tanındı.
Gazi Mustafa Kemal sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. Ancak 1918 yılından sonra hiçbir resmi veya özel ziyaret için yurt dışına çıkmadı.
15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında Ankara'da toplanan CHF ikinci kurultayında Kurtuluş Savaşı'nı ve Cumhuriyet'in kuruluşunu anlatan Nutuk'u (Söylev) okudu.[20] Kurtuluş Savaşı'nın Gazi'nin
bakış açısıyla anlatımını içeren Nutuk, Türkiye Cumhuriyeti'nin Milli
Mücadeleye ilişkin resmi görüşünün esasını oluşturur ve Milli
Mücadeleyi Mustafa Kemal Paşa ile birlikte başlatan ve yürüten askerî
ve siyasi şeflere karşı (Rauf, Karabekir, Refet Bele, Mersinli Cemal
Paşa, Cafer Tayyar Eğilmez, "Sakallı" Nurettin Paşa, Celalettin Arif
Bey vb.) bir polemik niteliği de taşır.[21]
29 Ekim 1933'te Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal,Türkiye Cumhuriyeti'nin onuncu kuruluş yıldönümü nedeniyle yaptığı konuşmada ülkenin kuruluş temelini ve gelecek vizyonunu yalın bir dille tüm dünyaya ve Türk Milleti'ne anlatmıştır..[22]
Atatürk'ün cumhurbaşkanlığı döneminde kurulan hükümetler
Atatürk'ün cumhurbaşkanlığı döneminde (1923-1938) üç kişi başbakanlık yapmıştır. Bu isimler İsmet İnönü, Fethi Okyar ve Celal Bayar'dır. Bu dönem içersinde en fazla süre görevde kalan ve en fazla hükümet kuran isim (tam yedi hükümet kurmuştur) İsmet İnönü'dür. Atatürk'ün cumhurbaşkanlığı süresince kurulan hükümetler şöyledir:
Atatürk,
İsmet İnönü ile birlikte
Cumhurbaşkanı
Atatürk Başbakan
Celal Bayar ile birlikte
- I. İnönü hükûmeti (30.10.1923 - 06.03.1924)
- II. İnönü hükûmeti (06.03.1924 - 22.11.1924)
- Fethi Okyar hükûmeti (22.11.1924 - 03.03.1925)
- III. İnönü hükûmeti (03.03.1925 - 01.11.1927)
- IV. İnönü hükûmeti (01.11.1927 - 27.09.1930)
- V. İnönü hükûmeti (27.09.1930 - 04.05.1931)
- VI. İnönü hükûmeti (04.05.1931 - 01.03.1935)
- VII. İnönü hükûmeti (01.03.1935 - 01.11.1937)
- I. Celal Bayar hükûmeti (01.11.1937 - 11.11.1938)
Atatürk'ün cumhurbaşkanlığı döneminde dış politika
1930'lu
yıllarda Balkan ülkelerinde yaygınlaşan revizyonist siyasi görüşlere
karşı Atatürk "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesiyle karşı çıkarak, Birinci Dünya Savaşı ertesinde Neuilly ve Lozan antlaşmalarıyla kurulan uluslararası statükoyu savundu.[kaynak belirtilmeli]. 1930 yılında Yunan başbakanı Elefterios Venizelos'u Türkiye'ye davet ederek Milli Mücadele'nin düşmanı Yunanistan'la barışın temellerini attı. 1934'de Venizelos tarafından Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterildi (Ancak Nobel Ödül Komitesi değerlendirmeye almadı).
Atatürk'ün cumhurbaşkanlığı dönemindeki dış politika konularını şu şekilde sıralayabiliriz:
- Irak sınırı ve Musul sorunu
- Nüfus mübadelesi
- Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ne girişi (18 Temmuz 1932)
- Balkan Antantı (9 Şubat 1934)
- Montrö Boğazlar Sözleşmesi (20 Temmuz 1936)
- Sadabat Paktı (8 Temmuz 1937)
- Hatay Sorunu
Atatürk'ün cumhurbaşkanlığı döneminde inkılaplar ve iç politika
- Daha çok bilgi için: Atatürk İnkılapları
Atatürk,
CHP IV.Kurultayı'nda,(Mayıs 1935)
Gazi Mustafa Kemal,
kendi deyişiyle Türkiye'yi "muasır medeniyet seviyesine çıkarmak"
amacıyla bir dizi radikal dönüşüme imza attı. Söz konusu düzenlemeler
başlangıçta Osmanlıca "reform" veya "dönüşüm" anlamına gelen "inkılap"
adıyla anıldılar. 1960'lı yıllarda, inkılap karşılığı olarak Öztürkçe
"devrim" kelimesi kullanıldı. Ancak 12 Eylül 1980 askeri darbesinden
sonra, "devrim", kanlı bir düzen değişikliğini (Fransızca: révolution)
ve sol dünya görüşünü çağrıştırdığı gerekçesiyle resmi kullanımda
yeniden "inkılap" sözcüğü benimsendi.[kaynak belirtilmeli].
Siyasal alanda inkılaplar
- Halifelik ve saltanatın birbirinden ayrılması,Osmanlı saltanatının kaldırılması ve Osmanlı Devleti'nin hukuki varlığının sona ermesi (1 Kasım 1922).
- Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923).
- Halifeliğin kaldırılması ve Osmanlı hanedanı mensuplarının yurt dışına çıkarılması (3 Mart 1924).
- Devletin dinine ilişkin maddenin anayasadan çıkartılması ve Laiklik ilkesinin anayasaya eklenmesi (1928)
- Atatürk İlkeleri'nin tamamının anayasaya girmesi (5 Şubat 1937)
Toplumsal alanda inkılaplar
Gazi Mustafa Kemal'in
Atatürk soyadını aldıktan sonraki imzası
- Şapka Kanunu (25 Kasım 1925)
- Tekkelerin, zaviyelerin ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925)
- Kadınlara belediye seçimlerinde (1930) ve genel seçimlerde (1935) seçme ve seçilme hakkı tanınması
- Soyadı Kanunu (21 Haziran 1934)
- Efendi, Bey, Paşa gibi lakap ve unvanlarin kullanımının yasaklanması (26 Kasım 1934)
- Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerinin kabulü (1925-1931)
Başöğretmen
Gazi Mustafa Kemal Latin alfabesini tanıtıyor, Sinop, 20 Eylül 1928
Hukuk alanında inkılaplar
- İslam vakıflarının devlet idaresine alınması (1924)
- İsviçre Medeni Kodundan çevrilerek hazırlanan Medeni Kanun'un kabulü (1926).
- İtalyan Ceza Kanunu'ndan çevrilerek hazırlanan Türk Ceza Kanunu'nun kabulü (1927).
Eğitim ve kültür alanında inkılaplar
- Öğretimin Birleştirilmesi Yasası (Tevhid-i Tedrisat Kanunu) ile devlete bağlı olmayan ilköğretim kurumlarının kapatılması (3 Mart 1924)
- Yeni Türk harflerinin kabulü ve arap alfabesiyle her türlü yayın ve eğitimin yasaklanması (1 Kasım 1928)
- Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması (1932)
- Dil Devrimi ve Güneş Dil Teorisinin benimsenmesi (1932-1938)
- Darülfünun'un kapatılıp İstanbul Üniversitesi adıyla yeniden kurulması (31 Mayıs 1933)
Çok partili demokrasi denemeleri
Atatürk, bir vatandaşın derdini dinlerken
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, 1925
- Daha çok bilgi için: Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası
Cumhuriyetin ilanından sonra, Milli Mücadeleyi başlatan beş kişilik
kadronun Mustafa Kemal dışındaki dört üyesi (Rauf Bey, Karabekir Paşa,
Refet Paşa ve Ali Fuat Paşa) muhalefete geçerek Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nı kurdular. 1925 Martı'nda çıkan Genç Hâdisesi (Şeyh Sait İsyanı, Doğu İsyanı) üzerine sıkıyönetim ilan edilerek TpCF kapatıldı. Partinin lider kadrosu tutuklanarak önde gelenleri idam edildi.
Serbest Cumhuriyet Fırkası, 1930
- Daha çok bilgi için: Serbest Cumhuriyet Fırkası
12 Ağustos 1930'da İsmet Paşa'nın
hükûmetine alternatifleri sunmak amacıyla çok partili demokratik hayata
kavuşmak için Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın yakın arkadaşı Fethi Bey (Okyar)'e Serbest Cumhuriyet Fırkası'nı kurdurarak kız kardeşi Makbule Hanım (Boysan, Atadan), çocukluk ve okul arkadaşı Nuri Bey (Conker)'leri de üye yaptırdı. Ancak 17 Kasım 1930'da rakibi istemeyen İsmet Paşa'nın baskısı ve İslâmcıların aleti olma endişesinden dolayı partiyi fesh etti.
Bu demokrasi denemesinin biraz önce, ordu'nun siyasete müdahale etmesinin demokrasiye zarar verebileceğini düşünerek Askerî Ceza Kanunu (22 Mayıs 1930
tarih ve 1632 Sayılı Kanun)'nu meclisten geçirdi. Bu kanunun 148.
maddesine Ordu mensubunun siyasi toplantılar ve gösterilere katılmasını
siyasi partiye üyesi olmasını, siyasi maksatlarla şifahi telkinatta
bulunmasını, siyasi makale yazmasını ve siyasi nutuk söylemesini
yasaklanan hükmü koydurdu.
Atatürk'ün son günleri ve ölümü
- Daha çok bilgi için: Atatürk'ün son günleri ve ölümü
Atatürk'ün sağlık durumu 1937 yılından itibaren bozulmaya başladı. Kendisine 1938 yılı başlarında siroz teşhisi konuldu.Avrupa'dan doktorlar getirildi. Türk ve yabancı doktorların tedavileri sonuç vermedi.Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Atatürk,10 Kasım 1938 perşembe sabahı saat 9,05'te İstanbul Dolmabahçe Sarayı'nda hayatını kaybetti. Cenazesi büyük bir törenle Ankara'ya uğurlandı ve Atatürk 21 Kasım 1938 günü Ankara'da yapılan büyük bir törenle Ankara Etnografya Müzesi'ndeki geçici kabrine konuldu. Bundan onbeş yıl sonra da 10 Kasım 1953'te kendisi için yaptırılan Anıtkabir'deki ebedi istirahatgahında toprağa verildi.
Özel Hayatı
Mustafa Kemal Paşa ve Fikriye Hanım
Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi, uçuş seyretmeyi ve yüzmeyi severdi. Zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli türkülerine ilgisi vardı. Tavla ve bilardo
oynamaktan keyif alırdı. Sakarya adlı atına ve köpeği Fox'a çok değer
verirdi. Zengin bir kitaplık oluşturmuştu. Devlet adamlarının,
sanatçıların, bilim adamlarının, dostların davet edildiği, ülke
sorunlarının da konuşulduğu akşam yemekleri Çankaya Köşkü'nde sık rastlanan bir durumdu. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman Çiftliği'ne gider, modern tarıma geçiş yolunda yürütülen çalışmalara bizzat katılırdı. İleri derecede Fransızca ve az Almanca biliyordu.
İzmir'de Yunanlıları bozguna uğrattıktan sonra İzmir'e girerken
Yunan komutanının Türk bayrağını çiğnemesine ithafen basması için önüne
serilen Yunan bayrağını yerden alması bilinen bir olaydır.
Aşklar ve Evlilik
Mustafa Kemal ve eşi Latife Hanım
Makbule Atadan ve Salih Bozok'a göre, küçük Mustafa 12 yaşındayken
Binbaşı Rüknettin'in 8 yaşındaki kızı Müjgân'a âşık olmuştur. Makbule
Atadan'a göre ikinci aşkı Hatice olmuş ve Hatice'nin annesi müdahale
ederek ilişkisini kesmiştir. Ardından Selanik Askeri komutanı Şevki
Paşa'nın 12 yaşındaki kızı Emine (Emine Arık)'ye matematik dersini
verirken âşık olmuştur. Bunun dışında Selanik'teyken Rum asıllı tüccar
Eftim Karinte'nin kızı Eleni Kriyas'a âşık olduğu söylendiyse de
kanıtlanmamıştır.
Milli Mücadele döneminde Ankara İstasyon Binasında ve eski Çankaya köşkünde Fikriye Hanım ile birlikte yaşıyordu.[23] Fikriye hanımı Almanya'ya gönderdikten sonra 29 Ocak 1923'te İzmir'in sayılı zenginlerinden Uşakizade Muammer Bey'in kızı Latife Hanım'la evlendi. 1924'de yapılan Sonbahar Seyahati sırasında çift kavga etti ve Mustafa Kemal Paşa Erzurum'dan İsmet Paşa'ya telgraf çekerek boşanacağını bildirdi. Ancak az sonra yaverleri Salih Bey (Bozok) ve Kılıç Ali Bey'in aracılığıyla boşanmasından vazgeçti.[24][25] Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü.[26] 1922-1934 yılları arasında Gazi Mustafa Kemal veya sadece Gazi unvanıyla anılan Mustafa Kemal'e Soyadı Kanunu ile birlikte TBMM tarafından çıkarılan 24 Kasım 1934 tarihli ve 2587 sayılı kanun ile [27] ile kendisine "Türklerin Atası" anlamına gelen Atatürk ismi verilmiştir.
Çocukları
Atatürk ve manevi çocuklarından Sabiha Gökçen
Çocuğu olmayan Atatürk, savaş yıllarından başlayarak birçok çocuğun
hamiliğini üstlenmiş, birçoğunu da evlat edinmişti. Atatürk'ün manevi
evlatları,
Abdurrahim Tuncak, Zühre, Afife, İhsan, Ömer, Afet İnan (İsmail Hakkı Uzmay'ın kızı), Nebile Hanım (1 Ocak 1929'da Viyana Büyükelçiliği Kâtibi Raşit Bey ile evlendi), Rukiye Erkin (1935'te Hüsnü Erkin ile evlendi.), Zehra Aylin
(ya da Zehra Mehmet; Amasyalı Mehmet'in kızı, 1936'de Londra'dan
ekspres treniyle Paris'e giderken Amiens civarında trenden düşerek
öldü), Sığırtmaç Mustafa, Sabiha Gökçen, Ülkü Adatepe (Zübeyde Hanım'ın evlatı Vasfiye Hanım ile Mehmet Tahsin Çukurluoğlu'nun kızı; Üsteğmen Fethi Doğançay ile evlendi)'dir.
1916 yılında Bitlis Rus işgalinden kurtarıldığı yıllarda 16 Kolordu
Komutanı Mirliva (Tuğgeneral) Mustafa Kemal Paşa, savaşta bütün aile
fertlerini kaybeden ve kimsesi kalmayan Abdurrahim'i evlatlık edindi.
Abdürrahim bakılması için İstanbul'a annesi Zübeyde hanım ve kız
kardeşi Makbule'nin yanına gönderildi.
Yapıtları
- Tâbiye Meselesinin Halli ve Emirlerin Sureti Tahririne Dair Nesayih
- Takımın Muharebe Talimi (Almanca'dan çeviri - 1908)
- Cumalı Ordugâhı - Süvari: Bölük, Alay, Liva Talim ve Manevraları (1909)
- Tâbiye ve Tatbikat Seyahati (1911)
- Bölüğün Muharebe Talimi (Almanca'dan çeviri - 1912)
- Zabit ve Kumandan ile Hasbihal (1918)
- Nutuk (1927)
- Vatandaş İçin Medeni Bilgiler (Manevi kızı Afet İnan adıyla yayımlandı) (1930)
- Geometri (isimsiz yayımlandı) (1937)
Atatürk'ün ayrıca, 1915-1918 yılları arasında Anafartalar, Doğu
Cephesi ve Karlsbad'daki hatıralarını yazdığı günlükleri de
bulunmaktadır. Bunlardan Anafartalar Muharebatı'na Ait Tarihçe, Türk Tarih Kurumu
tarafından kitap olarak yayımlanmıştır. 1908-1938 yılları arasında
Mustafa Kemal'in imza attığı, yazdığı, söylediği kişisel notları dahil
her şeyin toplandığı Atatürk'ün Bütün Eserleri adlı bir ansiklopedi de Kaynak Yayınları tarafından hazırlanmaktadır.
Atatürk'ün Türk tanımı
Afet İnan; öğretmeni olan İsviçreli antropolog Profesör Eugène Pittard'ın, kendisine doktora tezi olarak verdiği "Türk Milleti’nin Özellikleri"
konusunda Atatürk'ten yardım istedi. Atatürk; Afet İnan'ın önce kendi
görüşlerini yazmasını ve fikirlerini daha sonra belirteceğini söyledi.
Afet İnan'ın uzun çalışmasına karşılık, Atatürk kurşun kalemle, iki
küçük not kâğıdı üzerine kendi tanımını yaptı.[28]
| “ |
Bu memleket, dünyanın
beklemediği, asla ümid etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek
tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahna 7 bin senelik (en aşağı), bir
Türk Beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgârlarıyla sallandı; beşiğin içindeki
çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk tabiatın şimşeklerinden,
yıldırımlarından, kasırgalarından evvelâ korkar gibi oldu; sonra onlara
alıştı; onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu. Bir gün o
tabiat çocuğu tabiat oldu, şimşek, yıldırım, güneş oldu. Türk oldu.
Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir. |